← Felsefe ana sayfasına dön

17. YÜZYIL · METAFİZİK

Spinoza

Eğer entropi "akışın yasası" ise, Spinoza o akışın içinde olmak için nasıl bir varlık olduğumuzu söyler: doğanın dışından bakan bir özne değil, doğanın bir modusu.

Tek töz, iki sıfat

Spinoza için varlık tek bir tözden ibarettir. Bu tözü iki farklı yoldan kavrayabiliriz: düşünce olarak ve uzam olarak. Beden ile zihin ayrı şeyler değil, aynı tözün iki sıfat altındaki görünüşüdür. Bunun radikal sonucu şudur: doğanın "üzerinde" duran bir tanrı yoktur; olan, doğanın etkin sebep olarak kendisidir.

Deus sive Natura

Spinoza’nın formülü kısa ve sarsıcıdır: Deus sive Natura — "Tanrı veya Doğa." Bunu nasıl yorumlayacağımız tarihsel olarak tartışmalıdır. Bir yorum onu panteist sayar: Tanrı her şeydir. Bir başka yorum, doğayı iki katmanda görür: natura naturans (etkin sebep olarak doğa) ve natura naturata (sonuç olarak doğa); ve Tanrı’yı yalnızca ilkiyle özdeşleştirir. Stanford Encyclopedia of Philosophy bu ayrıntıyı açıkça vurgular: Spinoza’yı kesin olarak panteist okumak bir karardır, "tek doğru okuma" değildir.

Doğanın bir modusu olmak

Sonuç bu site için belirleyicidir. Eğer biz doğa karşısında bir savaşçı değil, doğanın bir modusu isek, "yangının dışında durmak" diye bir yer yok demektir. Bloodbirds’ün ilk dizesini bu yüzden bir kayıp olarak değil, bir fark ediş olarak okuyabiliriz: insanın tanrısı (yani: doğanın üzerinde duran, kollayan, kayıran bir özne) başarısızdır; çünkü öyle bir özne hiç olmadı.

Conatus: ısrarın metafiziği

Spinoza, Etika’nın üçüncü bölümünde (III, Önerme 6) site tezinin metafizik dayanağını verir: conatus“her şey, kendi varlığında ısrar etmeye çabalar” (unaquaeque res, quantum in se est, in suo esse perseverare conatur). Bu ısrar tercih değildir; modun kendisi olduğu için ona içkin bir eğilimdir. III/7’de Spinoza daha da ileri gider: her şeyin fiili özü, kendi varlığında ısrar etmesidir. Yani conatus bir özelliğimiz değil, o anlık varlığımızın yönüdür.

Bu noktadan sentez sayfasının diliyle konuşmak mümkündür: karakter, conatus’u olduğu gibi yaşar; gölge ise conatus’u sonluluğa karşı bir kale olarak yanlış konumlandırır. Karakter, "ısrar"ı akışın bir biçimi olarak taşır — biçim dağılsa bile aynı tözün bir modu olarak ısrar eder. Gölge, "ısrar"ı dağılmamak olarak okuduğu için zamanın okuna karşı kale kurmaya başlar; ölüm karşısında inşa ettiği savunma da bu yanlış okumanın kale mimarisidir. Spinoza, hatayı kınamaz; modu sınırlı bilgi sahibi olan bir varlık olarak teşhis eder. Üçleme’nin “yangın”ı, bu yanlış okumanın kendiliğinden çatlayıp dağıldığı andır.

Üçleme ile bağ

Spinoza’dan sonra "yanan kale" başka türlü duyulur. Kalenin yanması, Doğa’ya yapılmış bir saldırı değildir; Doğa’nın kendi içinden bir görünümüdür. Kabul, ne çaresizliktir ne de fedakârlık; Nietzsche tarafının amor fati’sini önceler: olanı, gerçek tözün bir görünümü olarak görmek.